Recep Karaş • 17/03/2026

Türk Rock müziğinin güçlü ismi Demir Demirkan; sahne öncesi kısa bir aralıkta yapılan bu söyleşide, konser akışını belirlerken gözettiği dengeyi, anlık gelişen müzikal kararları ve yıllar içinde değişen çalışma reflekslerini anlatıyor. Sohbet, canlı performansın perde arkasına yakından bakıyor

VE KONSER: BLIND’DA YOĞUN BİR GECE

28 Şubat’ta Beyoğlu’nda bulunan Blind’da 21:00’de başlayacak konser için, saat 17:00 sularında konser mekânında hazır idik. Grup sahnede soundcheck yapıyordu. 40-45 dakika sürmesi öngörülen bu çalışma 20:00 sularında bitmişti. Ses kalitesi konusunda ne kadar titiz olduklarını anlamak için bu bile yeterli. Nihayet sahnedeki işlerini bitirdiklerinde, konsere kadar olan 1 saatlik zaman diliminde grubun hem yemek yemesi gerekiyordu hem de Demir Demirkan’ın benimle bir 10-15 dakikalık görüşmesi vardı. Kalabalıkta kendimi tanıttım. Konser heyecanı ve soundcheck’in öngörülenden uzun sürmesi yüzünden belki de aklından uçup gitmişti. Ama hemen hatırına geldi. ‘A, evet. O zaman hemen yapalım’ . Kulise geçtik ve aşağıda okuduğunuz röportaj gerçekleşti. Gerçi röportaj gibi röportaj olmadı. Umarım uygun bir tarihte, bunu tekrarlamak fırsatımız olur.

Demir Demirkan – Göçmen

Röportaj bitiminde grup yemek yemeye geçti. Konserin başlamasına artık yaklaşık 40 dakika var. Soundchek esnasında içeride sadece görevliler vardı. Röportaj sonrasında dışarı çıktığımda izleyicilerin yavaş yavaş gelmeye başladığını gördük. Mekân bana küçük gelmişti. Ama alt katı ve sahneyi gören L tarzı bir bir üst katı olduğunu bilmiyordum henüz. Tesadüfen bu konsere geleceğini öğrendiğim bir arkadaşımla biraz dışarıda sohbet ettikten sonra, içeriye girdiğimizde alt katın iğne atsanız yere düşmeyecek denli dolduğunu gördüm. Arkadaşım üst kata çıkalım dediğinde, üst katın varlığını öğrendim. Durum orada da pek farklı değildi. İlişecek bir yer bulan şanslı anlayacağınız.

Biz de bir yer bulduk, iliştik. Konser “Senden Sonra” ile başladı. Röportajda da belirttiği gibi, bazı şarkıları albüm versiyonlarından farklı düzenleme ile çaldılar. Güzel bir medley(ki medley’in son parçası Şebnem Ferah “Yağmurlar” idi), Pentagram’ın “Gündüz Gece’sine, Sertab Erener’den dinlediğimiz “Aşk” ve “Every Way That I Can”e Demir Demirkan yorumu…

Demir Demirkan’ı gitar ve vokalde ilk kez izliyordum. Bu bir itiraf. Ama doğruya doğru, hiç sırıtmadı. Sesinin detone olduğunu görmedim. Beğenen olur, beğenmeyen olur. Ben konserdeki vokalini başarılı bulduğumu söylemeliyim. İzleyici de şarkılara eşlik ederken aynı hislere sahip olmalıydı ki hemen hemen her şarkıda eşlik ettiler. Özellikle “Gitti Gider”, “Hayat Sensiz Olmuyor” ve “İstemek Yetmedi” gibi parçalar başladığında kalabalığın sesi sahneyle neredeyse aynı seviyeye ulaşıyordu. Küçük sayılabilecek bir mekânda gerçekleşmesine rağmen konserin enerjisi oldukça yüksekti.

Sahne düzeni sade ama işlevseldi. Blind’ın taş duvarlı sahnesi ve yukarıdan inen ışıklar, konserin atmosferine ayrı bir karakter katıyordu. Demir Demirkan’ın sahnedeki rahatlığı ise hemen fark ediliyordu. Şarkılar arasında kısa kısa konuşmalar yaptı; bazen bir anı paylaştı, bazen de sadece seyirciyi selamlayıp bir sonraki parçaya geçti. Bu doğallık, konseri bir “performans”tan çok samimi bir buluşma havasına yaklaştırıyordu.

Setlist’in ortalarına doğru gelen “Nafile / Cevapsız / Yağmurlar” medley’i gecenin dikkat çekici anlarından biriydi. Özellikle Şebnem Ferah’ın “Yağmurlar” parçasının Demir Demirkan yorumuyla sahnede yankılanması izleyiciden güçlü bir karşılık aldı. Bu tür sürpriz geçişler konserin akışına farklı bir dinamizm katıyordu.

Konserin ilerleyen bölümünde repertuar biraz daha sertleşti. Pentagram dinleyicilerinin yakından tanıdığı “Gündüz Gece” çalındığında kalabalığın tepkisi belirgin biçimde yükseldi. Ardından gelen “Aşk” ve Eurovision’da Türkiye’ye birincilik getiren “Every Way That I Can” parçaları ise Demir Demirkan’ın kariyerindeki farklı dönemleri aynı sahnede buluşturan anlar oldu.

Konserin son bölümünü izleyemedim. Son metroyu kaçırmamak için birkaç parça kala Blind’dan ayrılmak zorunda kaldım. Sahne hâlâ enerjisini kaybetmemişti; kalabalık şarkılara eşlik ediyor, gecenin ritmi giderek yükseliyordu. Finalin nasıl bittiğini birebir görmedim, ama o ana kadar oluşan atmosfer, gecenin güçlü bir kapanışla noktalandığını tahmin etmeye yetiyordu. Röportaj sırasında Demir Demirkan’ın söylediği bir cümle ise kulaklarımda kaldı: “Seyircinin içinden ‘yeniden gel’ duygusuyla ayrılması benim için yeter.” O gece Blind’dan ayrılanların çoğu için bu duygunun karşılık bulduğunu söylemek zor değil.

DEMİR DEMİRKAN İLE KONSER ÖNCESİ SOHBET

SETLIST VE KONSER AKIŞI

• Setlistinizi hazırlarken hangisi önce geliyor? Hikâye mi önce geliyor,yoksa tempo mu?

• İniş çıkışlar. Yani konserin akışı. Hikâye değil. Çünkü iki binli yıllardan beri, hatta Pentagram’ı da hesaba katarsak 97 yılından beri çaldığım, yaptığım şarkılar, başkalarına verdiğim şarkıları hesaba katınca, kronolojik bir hikâye çıkmıyor. Onun için o yüzden tempo ve dinamiğe göre, parçaların yüksekliğine, alçaklığına göre bir iklim kurguluyorum kafamda. Ona göre çıkıyor playlist.

SAHNE DÜZENLEMESİ VE DOĞAÇLAMA

• Sahnede çalarken en çok dönüşen, başka bir forma bürünen, farklılaşan parçalarınız var mı?

• Dolu. Çoğu öyle. Albüm kaydına yakın olanlar da var. Yarı yarıya aslında. Genelde sahne düzenlemesi yapıyoruz parçalara. Çünkü albüm kaydının aynısını çalmak taraftarı değilim ben. Bazı şarkılar için uygundur, ama bazıları için sahne düzenlemesi yapmak istiyorum. Çünkü doğaçlamaya çok açık yerler var. Albüm kaydında o kadar doğaçlama yok haliyle. Onun için uzun uzun doğaçlamalar olan parçalar var, bazılarını uzatıyoruz, girişlerini değiştiriyoruz. Sahne düzenlemesi olarak da farklılaşıyor tabii ki.

• Bu akşam sahneden ayrılırken seyircide tek bir duygu bırakmak isteseniz, bu ne olurdu?

• Valla, müziğe açlık… Tekrar konser verdiğimizde, daha iyisini göreceklerine kanaat getirsinler. Yeter benim için. Uzun zamandır yaptığım konserlerin sonunda ben bunu duyuyorum seyirciden ve bu acayip hoşuma gidiyor. “Mükemmeldi”, “En kısa zamanda tekrar gel” gibi şeyler oluyor. O çok iyi. Bir de şöyle bir şey var: Dünyada sürekli bir şeyler oluyor ve biz anında haberdar oluyoruz Genelde “kötü” şeylerden daha çok haberdar oluyoruz. İyi şeylerden haberdar olmuyoruz.

Bugün de sabahtan itibaren bir sürü şey oldu. İki saat, iki buçuk saat bu konsere gelen insanlar biraz olsun bunları unutup da kendilerine dönebiliyorsa ne mutlu bana… O hisle oradan ayrılmaları, en azından kendilerini hatırlamış olmaları benim için en büyük değer. Onu yaratabilirsek mutlu olacağım açıkçası.

PENTAGRAM: BİR GRUPTAN DAHA FAZLA, BİR ‘PAKT’

• Pentagram’la sahneye çıkmak da var. Böylesine geniş ve güçlü bir kadroyla sahnede olmak nasıl bir duygu? Buradaki kolektif enerjinin içinde kendinizi nereye konumlandırıyorsunuz?

• İkisini kıyaslamak benim için doğru değil. İkisi çok farklı şeyler. Uzun zamandır böyle şeyleri kıyaslamaktan kaçınıyorum. Çünkü kıyaslamaya başladığımda ikisinde de kusur bulmaya başlıyorum. Kusur bulduğum şeylerden de soğuyorum. Ben bunlardan soğumak istemiyorum. Ben bulunduğum yerde, bulunduğum anın tadını çıkarmak istiyorum açıkçası. Pentagram’a 1991’de katıldım. O günden beri gelen birlikteliğin, arkadaşlığın, dostluğun, kardeşliğin bambaşka bir hem müzikal hem duygusal bir çıktısı var.

Buradaysa bambaşka bir şey var. Kendi yazdığım parçaları söyleyip, orada başka bir oluşumun dişlisiyken, burada etrafımda kurulu bir olan ve merkezde olduğum başka bir işleyiş var. İkisi çok farklı. Yani çok ciddi bir işleyiş farkı var. Onun için, ikisinin de gerekli olduğunu düşünüyorum. Gerekli olmasa zaten yapmam.

Pentagram. Metin Türkcan, Tarkan Gözübüyük, Hakan Utangaç, Demir Demirkan ve Cenk Ünnü

• Bu birlikteliğin yıllardır süren bir uyumu var. Bunun reçetesi nedir?

• O bir ‘pakt’, öyle söyleyeyim. Bir gruptan daha fazla, bir pakt. Bir hiyerarşi düzeni aramaktansa…

• Vefa da var mı bunun içinde?

• Eminim vardır. Bence bunlar daha ikinci, üçüncü gelen şeyler. Oradaki, aramızdaki pakt, Herkes kendini, orada kendi olabildiği ortama entegre ediyor olması… Şöyle düşün: Krallıklar, küçük küçük. Mesela Hakan’ı düşün, Hakan kendi krallığında videolar üreten, film prodüksiyonları yapan bir adam, Aynı zamanda müzik yazıyor, bambaşka bir dünyası var. Tarkan’ı düşünürsen, hem prodüktörlük yapıyor hem bambaşka bir algısı var hayat hakkında. Beni düşünürsen öyle, Ogün’ü düşünürsen öyle, Gökalp desen öyle. Cenk… Şimdi kendi krallıklarından gelen bu insanlar, oraya geldiği zaman o ‘pakt’ı işletiyorlar ve yepyeni bir şey çıkıyor ortaya.

Yani oradaki birliktelik, o anlaşma herkesin kendi olması şartıyla yapılan bir anlaşma. Yani kendin olmayacaksan orada olmanın pek bir anlamı yok. Dolayısıyla anlaşmanın ilk şartı bu bence. Ben bunu hissediyorum.

• Hepinizin konserleri yoğun bir tempoda devam ediyor. Buna rağmen konser takvimleriniz sanki sihirli bir el hazırlamış gibi… Burada kolektif bir planlama mı var?

• Var tabii. Bütün menajerler birbirlerinden haberdar zaten. Konserler koyulurken çakışmasın diye… Yani Ogün’le bana çalan bir müzisyen arkadaşımız var. Aynı zamanda Pentagram’da prodüksiyon menajerliği yapıyor. Yani dolayısıyla üç grubun konserlerini gözetmek zorunda o. Benim konserim olduğunda Pentagram’ın konseriyle çakışıyorsa eğer, onlar ayarlanıyor. Aynı şey Ogün için de geçerli. Evet bunu gözetmezsek yapamayız zaten. Öncelik kimde diye sorarsan, bilmiyorum, öyle bir öncelik yok yani. Denk getiriyoruz bir şekilde. Oluyor yani… dikkat ediliyor.

TURNE HAYATI VE AVRUPA–TÜRKİYE DENGESİ

• Bu tempoda fiziksel ve zihinsel olarak kendinizi nasıl dengede tutuyorsunuz?

• Orası biraz zorlu. Bir de benim bambaşka bir hayatım var. Ben Türkiye’de oturmuyorum, yurtdışındayım. Avrupa’da oturuyorum. Avrupa’dan buraya gelişim, bütün konserlerin bir araya gelip, bazı Pentagram konserlerinde yokum dikkat edersen… Bazılarında varım, bazılarında yokum. Hepsini bir araya getirip, işte burada bir ay bir buçuk ay kaldığım süreler içinde yapmaya çalışıyorum. Konser yoğunluğu ne zamansa, o ara gelip, genelde katılıyorum konserlere ve kendi konserlerimi yapıyorum. Mental olarak…

Yani şarkıları hatırlamakla ilintili olmaz, onları hatırlıyorsun zaten. O başka bir şey de… Kültür farklılıkları, Avrupa’dan gelip Türkiye’ye tekrar adapte olmak, ailemden bir süre uzak kalmak, bir ay boyunca oğlumu karımı görmemek, tek başına bir otelde kalmak, ev de yok olay. Oteller, airbnb’ler, eşin dostun evleri, oydu, buydu, yollar-mollar derken, orası biraz zorlu. Genelde de bir uyku sorunu oluyor. Jetlag’den dolayı falan… Bunun anksiyetesi falan, hepsinin bir yükü var. Onun mental ve duygusal yükü var, yok değil. Eskiden daha çok hissediyordum bunu, Ama şimdi biraz daha rahatladım. Alışıyor insan herhalde.

METAL KİMLIĞİ VE SOLO ALAN

• Pentagram’ı hep Rock/Metal tarafıyla tanıdık. Solo kariyerinizde ise daha geniş bir müzik yelpazesi var. Bu iki üretim alanı arasında sizi ayakta tutan şey ne?

• Benim Pop’tan anladığım, şarkı çıkışlı bir müzik duyarsan eğer… Mesela en akustik parça “Aşktan Öte”yi alalım. Onunla “Yalanlar”, “Köle Kral” ya da “Zaferlerim” arasında bütün bu yelpazeyi dolduruyorum kendi repertuarımda. Çıktığımda diyeyim yani. Pentagram’a baktığımda, onun elinde başka bir bayrak var. Heavy Metal bayrağı… Onun dışında oyun alanını çok genişletemiyor. En fazla bizim “Sonsuz”la akustik yaptığımız albüm var açıkçası. Ama, ben tek başıma olduğum için öyle bir şeye ihtiyacım yok, zaten o yüzden solo albüm yapmaya başladım.

Yani farklı müzikleri performans yapıp, başka duyguları dillendirebilmek için solo albüm yaptım. Yoksa kalkıp Pentagram’la aynı müziği yapmak isteseydim bir anlamı olmazdı. Zaten Pentagram vardı, en iyisini orada yapıyoruz. Onun çıktısını orada vermek lazım. Pentagram’a katılmadan önce ben Metal’ci falan değildim. Paul Simon falan dinliyordum. David Gilmour, Pink Floyd. Dinlediğim en sert grup Deep Purple idi. Etrafımda Heavy Metal’ciler vardı, arkadaşlar giyinip, takılarını falan takıp Judas Priest dinlerlerdi o zamanlar. Ben onlardan biri değildim açıkçası. Ben bayağı sakin takılan, uyumlu biriydim

• Dinleyicileriniz arasında bu bilgilere vakıf olanlar var mıdır sizce?

• Var. İyice araştırıp, röportajlarımı okuyan, uzun uzadıya dinleyen birileri var. O dinleyiciler daha yakın çember diyeyim. Bunlar sempati uyandırıyorsa ne mutlu bana. İşin gerçeği o. Ama bunu her seferinde dillendirip, ‘biliyor musunuz aslında şöyleydi’ falan demek yersiz. Yani sonuçta mutsuz bir şekilde var oluyor olmadım Pentagram’da. Orada yaptığım müziği çok seviyorum,. Ama ben her zaman söylüyorum; Heavy Metal’in alfabesidir benim için Pentagram. Çünkü, öyle çalmayı da, o müzikleri dinlemeyi, yapmayı da Tarkan’larla, Hakan’larla, Cenk’lerle öğrendim. Dürüstçe açıklıyorum her şeyi şu an (gülüşmeler)…

EUROVISION DENEYİMİ

• Sertab Erener’in Eurovision birinciliğinde sizin de payınız, katkınız vardı. Böyle bir anın ardından müzisyen olarak sizde değişen bir şeyler oldu mu?

• İlk başta, yani ‘Evet, ben bunu yazacağım’ diye büyük bir istekle girdiğim bir iş değildi açıkçası. Yani biraz tedirgin girdim olaya. ‘Yaşasın, benim bestem gidiyor’, böyle bir mutluluk ve iştahla girilmiş bir şey değildi o. O süreç içinde öyle bir şey oldu açıkçası. Ve iyi de oldu. Benim adıma veya işte performans adına, her şeyi geç, ülke adına iyi oldu. Ülkeye umut veren şeyler bunlar. Uluslararası alanda bir birincilik, ülke insanına, genç kuşaklara umut verip, daha yaşlı kuşaklara da bir ‘Oh’ çektiriyor açıkçası. Sonuçta, ‘Biz de yapabiliyormuşuz’ gibi bir rahatlama oldu orada.

Başka dallarda da oluyor bu, sporda da, başka müzik dallarında da oluyor. Yani onlar Pop’tu Metal’di diye sorgulanmıyor, ama neden yüzme dalında değilde, koşu dalında ya da halter dalında değil de, işte ne bileyim atletizmde madalya aldın diye kimseyi sorgulamıyorlar, ama Heavy-Metal yarışması olsaydı, bu sefer ona yazardım. Ama madem böyle bir yarışma vardı, o da denk geldi, öyle birinci olduk. Onu Pop’tu Metal’di diye ayırmak biraz yanlış olur açıkçası.

• Soruyu şu anlamda sormuştum. Daha sonrasında sizin müzisyen kimliğinizin oluşmasında bunun bir katkısı oldu mu?

• Yok. O da bir şarkıydı sonuçta.

YENİ ALBÜM: ZAMANDA SAKLI

• Ufukta yeni bir albüm çalışması var mı?

• Var. Bitirdim albümü. Şu anda albümün miks aşamasındayız. Bittiği zaman, herhalde İlkbahar ortasında yayınlanır diye tahmin ediyorum.

• Hayranlarınızı bir sürpriz, bir değişim bekliyor mu?

• Şöyle. Yakından takip eden dinleyici zaten biliyor. Benim kitabı da biliyorlar. ‘Zamanda Saklı’ romanımın albümü çıkıyor zaten şu an. İlk 4 parçası single olarak yayınlandı. Şimdi 6 parça daha ekledik ve bu bir albüm olarak çıkıyor. ‘Zamanda Saklı’ albümü olarak çıkıyor. Niyetim zaten kitapları yazıp, onların albümlerini yapmaktı. İlk kitabın albümü de, kitabı takiben çıkıyor yakında. Dediğim gibi, herhalde, işte ilkbahar ortası diyelim. Şimdi tam tarih veremiyorum şu anda

• Bugün size en çok ne heyecanlandırıyor? Gitar çalmak mı, şarkı yazmak mı, sahnede olmak mı?

• Hepsinin ayrı heyecanı var. Şu anda konser heyecanı var haliyle. Yani bu akşam her şey iyi gitsin istiyorum. Yenilikler var repertuarda. Onların hepsi tıkır tıkır işlerse, işleyecek; işleyince çok mutlu olacağımı biliyorum. İşlemediği yerde de yapacak bir şey yok. Yaklaşık 35 senedir sahnedeyim. Yani herhalde bir şekilde bitiririz konseri(gülüşmeler), fark etmez…

• Hangi sahnede kendinizi daha mutlu hissediyorsunuz? Kendi sahnenizde mi? Pentagram sahnesinde mi?

• Sahnede olup da, herhangi bir sevdiğin insanlarla birlikte sevdiğin müziği yaptığında, mutluluk bence o. Çünkü orada bir yargı, ‘bu yüzden mutluyum’ gibi bir analiz yok açıkçası. Bu tür analizlere girdiğimde ben mutsuz oluyorum. Haksızlık olur. Kalkıp, ‘En çok kendi projemde mutluyum’ desem. Eee, ‘30 yıldır tanıdığın insanlarla mutlu değil misin?’ Ya da ‘Ben Pentagram ile daha mutluyum’ desem, ‘O zaman ne işin var kardeşim, solo albüm yapıyorsun?’ diye bir soru gelir insanın aklına. Bu da çok saçma bence. Gerek yok. Neredeysem, orada mutlu olma çabasındayım. İlla sahne olması da gerekmiyor. Şu anda da buranın en iyi şekilde mutluluğunu çıkarmaya çalışıyorum. Buradan sonra yemeğe gideceğiz, arkasından hazırlanacağız ve sahneye çıkacağız. Işıklar altında, kan-ter içinde çok güzel bir gece geçireceğiz. Ve bunu yapmak için sabırsızlanıyorum. Bunun mutluluğunu yaşıyorum şu an.

• Teşekkür ederim.

• Ben teşekkür ederim.


NOT: Fotoğraflar Cem Gaygusuz

DEMİR DEMİRKAN’ın SOLO ALBÜMLERİ

Demir Demirkan2000
Dünya Benim. 2002
2004 İstanbul. 2004
Ateş Yağmurunda Çırılçıplak. 2007
Yolun Yarısı. 2008
2000-2012. 2012
Hatırla. 2012
Tam Ölmek de Değil. 2014
War 3 EP. 2018
Elysium in Ashes. 2019

STÜDYOİMGE sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin