1989‘daki Stüdyoİmge‘nin ikinci macerasının ilk sayısı için Cem abi‘yi aradık ve “Bize röportaj verir misin?” dedik. 1985 yılındaki ilk macerada Almanya’daydı. Ama döndüğünde onunla tanışmış ve Cem abi’ye ilk macerayı anlatmıştık. O bizi sevdi, biz onu çok sevdik. O cesaretle istedik röportajı. Ve o koca yüreğiyle, “Hemen yapalım” dedi. İşte bu röportaj, o röportaj.
CEM KARACA
DERVİŞAN YENİDEN DOĞUYOR

SON AYLARDA, YAPTIGI PARÇALAR KADAR SÖZLERİ VE TAVIRLARIYLA DA MÜZİK DÜNYASINDA ADINDAN SIKÇA SÖZ ETTİREN CEM KARACA’YI ÇOK YAKINDA UĞUR DİKMEN, SEFA ULAŞTIR VE MURAT TÖZ’DEN OLUŞAN “DERVİŞAN” EŞLİĞİNDE DİNLEYECEĞİZ.
STÜDYO İMGE: Biraz kırıklık, biraz da öfke galiba…
CEM KARACA: Haklısınız. Şöyle geriye dönüp bir bakıyorum da “Tamirci Çırağı”na, hatta “Tamirci Çırağı”ndan “Bir Mayıs”a kadar hep “pazar” kaygımız vardı ve bu, plak şirketlerinin baskısıyla her an daha da derinleşiyordu. Şimdi çok ilginçtir, geçmişteki “pazar” kaygısı tamamen aksi yönde boyut değiştirdi… Eskiden plak şirketleri “Aman Cem, karıştırma; aman, kurcalama” derken, bugün İMÇ’de “Aman Cem yüklen; aman hapishane söyle, zindan söyle” diye kaygılanıyorlar. Tabii beklentileri de farklı: “Aman dükkân açıp, hep beraber felâket satalım, gam satalım, dert satalım” gibi. İşte ben hep bu tavra kızdım, kızıyorum, kızacağım da. Plak prodüktörü beni yönlendirme hakkını nereden alıyor? Bırak, ben ne yaparsam yapayım…
STÜDYO İMGE: Tamam tamam… Lafı değiştirelim istersen. Mesela Ahmet Kaya deyip…
CEM KARACA: Pazar sorunu isimler değil. Ahmet Kaya da değil. Kişi olarak onu çok şirin, çok sempatik biri olarak görüyorum…
STÜDYO İMGE: Bize kalırsa, tutunabileceğini kendisi bile tahmin etmiyordu belki de…
CEM KARACA: Hayır hayır! Bir “kahraman” sorunu her zaman oldu. Bizim insanlarımızın hep bir “kahramana” ihtiyacı oldu. Türk insanının ödlekliğinden midir nedir, doğrusu bilemiyorum… Her neyse, Ahmet Kaya bu ihtiyaç için ikame edildi. Yukarıda belirttiğim plak prodüktörlerinin yönlendirmesiyle. Ahmet Kaya da bu hakkı sorgulamadığı için tüm şirinliğinin, tüm sempatikliğinin dışında Ahmet Kaya oldu.


STÜDYO İMGE: Tabii işin bir de devrimcilik yönü var…
CEM KARACA: Evet, evet. Devrimcilik güzel. Yeniyi aramak, yeni bir şey getirmek bir devrimcilik. Benim dediğim, anladığım devrimciliği şöyle ifade edeyim: Bir şoför otuz dakikada gidilen bir yolu hiçbir kazaya uğramadan, kimseleri belaya uğratmadan yirmi dakikada alırsa benim anladığım devrimcilik söz konusudur. Ama otuz dakikada alınan yolu yine otuz dakikada, bu yol için kırmızıya boyadığı bir arabayla alırsa bu devrimcilik değildir. Sadece arabanın rengi değiştirilmiştir, kırmızıdır. Ahmet Kaya’nın yaptığı, ya da Ahmet Kaya’ya yaptırılan bu.
STÜDYO İMGE: Senin “Tamirci Çırağı” ile Ahmet Kaya’nınkiler arasında fark mı vardı?
CEM KARACA: (Gülerek) Türkiye’de Hafif Batı Müziği adı altında anılan bir türün içerisine “egzoz” kelimesi girmiştir “Tamirci Çırağı” ile. O zamanlar hiç kullanılmıyordu bu gibi kelimeler…
STÜDYO İMGE: Aslında geçmişte yaptığın şeylerin neye tekabül ettiğini sormak istiyoruz…
CEM KARACA: Ben de ısrarla bizim yaptığımız kıratta bir Rock yorumunun hâlâ yapılmadığını söylüyorum. Örneğin, Ahmed Arif’in “Terk Etmedi Sevdan Beni” şiirini alıp besteledik. “Dervişan”la birlikte çaldık. Öyle bir Rock yorumu hâlâ yok. Örneğin, “Maden Ocağının Dibinde” adlı parçada maden ocağının atmosferini verdik. Böyle bir başka long play çalışması yapılmamıştır.

STÜDYO İMGE: Bir anlamda haklısın. “Dervişan”la birlikteliğinizin çoğu ürünlerinde “fantezinin sınırları”nı zorladınız diyelim. Peki ya, “Safinaz” için ne diyeceksin?
CEM KARACA: Çok kötü bir müzik kalitesi vardı o plağın. Çok vasıfsız kişilerle çalıştım. Vasıflı bir kişi olarak sadece Fehiman vardı. Fehiman Uğurdemir. Bir de basçı Hami Barutçu.
STÜDYO İMGE: Alttan alta sizler politikleştikçe, iyi müzisyenlerin sizden kaçtığını söylüyorsun galiba?
CEM KARACA: Yok Yok! Kaçtılar başka bir şey. Korktular. Onlara da hak veriyorum, birkaç kez ölüm tehlikesi atlattık.
STÜDYO İMGE: “Safinaz”da Rock Operaya yakınlaşma var mıydı, Cem Abi?
CEM KARACA: Dramatik yapı söz konusuydu. Ben hep teatral bir boyuta ulaşmak istedim.
STÜDYO İMGE: Başardın mı bunu?
CEM KARACA: Ben bunu Almanya’da başardım. Orada “Şeyh Bedreddin Destanı”nı yeniden yaptım. Benim müziğim orada “Bedreddin” oyununda kullanıldı.
STÜDYO İMGE: Senin arayış döneminde başka isimler de başka başka arayışlar içindeydi, değil mi?
CEM KARACA: Tabii tabii! Anadolu müziğinin etkileriyle birtakım isimler türüyordu.
STÜDYO İMGE: Bir de aranjmanlar vardı…
CEM KARACA: Evet. Aranjman başka bir kanaldı. Ben o zaman Ajda Pekkan’a sataşmıştım, “İki Yabanci” diye söylediği için. Ama bugün dönüp bakıyorum da bunların hepsi birbirine düşman olması gereken kanallar değil. Onlar bir “pazar”ı ele geçirmişti, biz de içgüdülerimizle başka bir “pazar”ı. Onlar gibi biz de gazinolarda aranan bir malzeme hâline geldik sonuçta.
STÜDYO İMGE: Bir ara dönem miydi o, arabeskten önce?

CEM KARACA: Tabii! Pro-Arabesk bir süreçti o. Ayrıca o tarihlerde büyük şehirlerin yoğun bir şekilde köylüleşmesi de yaşanmıyordu. Biz ulusal bir çizgi koyuyorduk. Şarkılarımıza ufaktan ufaktan sosyal mesajlar da yerleştirmeye başlamıştık. Bu mesajlarımızla birlikte, sosyal çalkalanmalara paralel olarak müziğimiz de bir dinamik kazanmıştı. Diğer yandan da sosyal çalkalanmaların dışında kalmaya itina gösterenlerin Fecri Ebcioğlu imzalı müziği vardı. Düşman kardeşler gibiydik. Ama aslında bir noktada, pro-arabesk noktada çakışıyorduk. Bunun farkına varamamıştık…
STÜDYO İMGE: Ruhi Su olgusunu unutuyorduk az kalsın…
CEM KARACA: Ruhi Su, Türkü söylemek dediğimiz şey, işte bu devrimciydi. O, almış olduğu şan eğitimi ile, Türküyü bütün lüzumsuz, aşırı duygusal şeylerden arıtıp, duru, anlaşılır ve insanın bağrına taş gibi oturan bir yorumla söylemiştir…
STÜDYO İMGE: Bu olguda süreçle çelişen bir şeyler var mıydı?
CEM KARACA: Hayır. Türkü zaten var olan bir olaydı. Direnen bir şey. Süreçlere direnen bir olgu. Ruhi Hoca’nın bu olguda getirdiği yorum devrimciydi.
STÜDYO İMGE: Aranjmanlar, arayışlar ve Ruhi Su… Hер birlikte 70’li yıllara geliniyor. Yani, Türkiye’de şehirleşme sürecinin yoğunlaştığı bir döneme. Sizin “Anadolu”, “Folk” ve “Dadaloğlu” kavramlarınız şehir insanına ne kadar hitap ediyordu?
CEM KARACA: Zaten o insana hitap etmiyordu ki… Hitap etseydi bugün “kahrolsun arabesk” çığlıkları da olmazdı.
STÜDYO İMGE: Ne demek istiyorsun?
CEM KARACA: Arabeskten zevk aldığımı söyleyemem. Ama arabeske birtakım sanatsal ve sosyolojik giysiler giydirip de bezirganlık yapmak istemem.
STÜDYO İMGE: Hakkı Bulut da arabeske karşı olduğunu söylüyor…
CEM KARACA: Saçma.
STÜDYO İMGE: Esin Engin orkestranın başında, Hakkı Bulut da söyleyerek “alternatif devlet müziği” yapıyorlar ama…
CEM KARACA: Böyle olmaz ki bu işler. Devlet müzisyenlere imkânlar tanısın, engelleri kaldırsın. Beynimin fantezilerine vurulan kelepçeler, kendi sansürüm. Ama devlet kendi eliyle enjekte etti. Bu sansürleri kaldırsın, yeter.
STÜDYO İMGE: Yani, sizler folkloru kullanırken devrimci miydiniz?
CEM KARACA: Pir Sultan’ı, Dadaloğlu’nu kullandık. Ama Anadolu hareketlerini öğrenip, örneğin göçebelikten yerleşik nizama geçmemekte, toplumsal bir yapıdaki yerini almak yerine aşiret olarak yaşamakta direnmenin nasıl bir “devrimcilik” olduğunu sonra sonra anladık.
STÜDYO İMGE: İsyan, evet isyan! Her zaman gündemde olan buydu herhalde…
CEM KARACA: İsyan… Rock’ın Roll… Arabesk… Eh! Doğrusu, ben Arabeski Rock’n Roll’a benzetiyorum…
STÜDYO İMGE: Açar mısın biraz…

CEM KARACA: Savaş sonrası Amerika’ya bakın. Milyonlarca işsiz. Sosyal patlamanın koşulları baştan hazır. Kimse bunu engelleyemez. Keza, bu sosyal patlamanın kendi içinde dallara ayrılmasını da. Arabesk de böyle. Sosyal patlama var. Sosyal patlama arabesk adı altında elbette dallara ayrılacak; tıpkı Rock’ın Roll’un dallara ayrılması gibi. Bakın bakalım, Müslüm Gürses türü bir arabesk var, İbrahim Tatlıses türü bir arabesk var, Küçük Emrah türü var. Daha mı sayayım? Piyanist şantörler var. Onlarca, yüzlerce… Arabesk yerine başka bir coğrafyada başka kavram koyabilirsiniz. Ama hepsi “isyan”, hepsi “evet isyan” diyor. İsyan olmadan zaten müzik olmaz. En uysal şarkılar bile bir isyanın ürünü. Ama, kastettiğim köklü bir şey.
STÜDYO İMGE: Ama Türkiyeli bir şeyden bahsediyoruz…
CEM KARACA: Elbette.
STÜDYO İMGE: Caz gibi, arabeskin mantığı da isyanda zaten…
CEM KARACA: Tepeden inme gelmiyor ki bu…
STÜDYO İMGE: Haklı olabilirsin. Hızlandırılmış bir film gibi geçelim bunları…
CEM KARACA: Geçelim de sonunda ne gelecek?
STÜDYO İMGE: Mesela “özgün müzik” denilen bir şey var…
CEM KARACA: Hadi canım! Ödleklerin bir kavramı, ödleklerin mucidi olduğu bir kavram özgün müzik, Ödlekler “devrimci müzik” deyimi yerine Özgün Müzik kavramını kullanıyorlar. Çünkü, devrimci müzik deseler başları derde girecek süt oğlanlarının…
STÜDYO İMGE: Devam et…
CEM KARACA: Sahtekârlık canım! Başka bir şey değil…
STÜDYO İMGE: Senin sıkça kullandığın espri gibi, arabayı kırmızıya boyamak sahtekârlığı gibi mi yani?
CEM KARACA: Tabii.
STÜDYO İMGE: Mesela… Sadık Gürbüz olgusu da böyle mi? Sadık bizi bağışlasın, yaptıklarına “özgün müzik” diyor da kimileri…
CEM KARACA: Hayır. Sadık benim çok sevdiğim biri.
STÜDYO İMGE: Son kaseti mesela?
CEM KARACA: Bir şey söyleyeyim mi? Mikis Theodorakis’in on beş sene evvel yaptıkları var. Hepiniz biliyorsunuz. Bizim “özgün müzik”çilerin on beş sene önce Theodorakis ‘in yaptıklarına ulaşmaları için de kırk veya elli sene var.
STÜDYO İMGE: Zülfü Livaneli’ye ne diyorsun?
CEM KARACA: “Özgün müzik” lafının mucidi de o değil mi zaten?
STÜDYO İMGE: Doğru lafa ne denilebilir ki…

CEM KARACA: Bakın şimdi, Zülfü Livaneli’yi sanatçı olarak takdir ediyorum. Çok çabuk adımları var. Ama hatası özgüncü arkadaşlara pek fena halde sürdürmesi sürtünmesi. Özgüncüler Nâzım’a yaslanıyorlar bir noktada, ama Nâzım’ın hayaleti onlarla dalga geçiyor. “Sana üç telinden üç sıska bülbül öten üç telli saz yaramaz!” diyen Nâzım’ın bizzat kendisi.
STÜDYO İMGE: Küçük Emrah’ın alternatifi Ahmet Kaya da bas bas bağırıyor, ben “özgün müzik” yapıyorum diye…
CEM KARACA: İçerdeki insanlar söz konusu be kardeşim! İçerde binler var. Bunların hepsi işkenceden geçti, hepsinin tırnakları söküldü, hepsine elektrik verildi, hepsine küfrettiler…
STÜDYO İMGE: Ne yani, Ahmet Kaya ile çakışan nokta içerdeki binler mi?
CEM KARACA: Tabii, özgün olan içerdekiler. Ahmet Kaya da onların yerine ikame olunan bir isim… Benim şarkılarımı dinleyip de içeri düşenler varsa, aslında bunun sorumlularından biri de benim. Bizim şarkılarımızla birlikte içeri gidenlerin deli ruhuydu çok şey.
STÜDYO İMGE: Birtakım insanlar yine var, hem de fena şekilde varlar…
CEM KARACA: Evet var, ama dünyanın her yerinde var bu insanlar…
STÜDYO İMGE: Hem de nasıl.
CEM KARACA: Sovyetler’de de var, Çin’de de var, Amerika’da da var, İngiltere’de de var…
STÜDYO İMGE: Evet ama, muhalefet olarak.
CEM KARACA: Ben de muhalifim.
STÜDYO İMGE: Muhaliflik ve Turgut Özal’la sıkı fıkılık?!
CEM KARACA: Eğilip elini öpüyorum, üstelik şapırtısı da duyulmuyor. Eleştiri konusu olan bu mu? Tabii teşekkür eden birinin eşinin elini. Saçma olan bu mu?
STÜDYO İMGE: Saçma!
CEM KARACA: Bir kültür sorunu bu.
STÜDYO İMGE: Devam et Cem Abi…
CEM KARACA: Bazı şeylere direnmek çağdışı kalmaktır. Tavırda da müzikte de… Müzikte de Türkiye değişik çizgilere kaydı. Bizim boş bıraktığımız mevzileri birileri doldurdu. Biz mevzileri boş bırakırken, aynı zamanda politikleştik de. İşin trajik yanı, biz politize olurken, halktan da koptuk…
STÜDYO İMGE: Topyekûn halktan kopuldu demek istiyorsun…
CEM KARACA: Başka türden birileri mevzileri doldurduğunda demek istiyorum. Bir illüzyondan bahsediyorum. Daha doğrusu yaptığım bir eğretileme…
STÜDYO İMGE: Anlaşıldı.
CEM KARACA: Biz kaçırdık…
STÜDYO İMGE: Hayrola Abi, neyi kaçırdın?
CEM KARACA: Sizin için hâlâ onun kaçtığını sanmıyorum.
STÜDYO İMGE: Neyi kastediyorsun?
CEM KARACA: Sizin için gençlik var. Bizim için handikap geride kaldı diyorum.
STÜDYO İMGE: Geçtik…
CEM KARACA: Eee, tabii…
STÜDYO İMGE: Birileri hep bu tavrı denemek durumunda, denemek mecburiyetinde…
CEM KARACA: Atlamayın, ben on yedi veya on sekiz yaşındayken bir elektrogitarım yoktu. Bir 45 liği dinleyip, laflarını çıkarıp, yarım yamalak tekstlerle Elvis Presley şarkılarını söylemeye çabalıyorduk. Ve oralardan, o imkânsızlıklardan 60’lı yılların gerçekten eli ayağı düzgün, namuslu işçiliklerini çıkardık. Şimdi bir gençlik var, iyi şartlarda veya kötü şartlarda; ama aynı gençlik var. Sizin için bizim gençliğimizin handikapları var. Ama benim neslim için handikap bitti.
STÜDYO İMGE: Öyle…
CEM KARACA: Elbette, “öyle”…
STÜDYO İMGE: Karamsarlık mı?


CEM KARACA: Ben karamsar değilim. 92’ye kadar da birtakım şeyler kotarmaya çalışacağım. 92’den sonra da sadece gerçeği, kendi keyfime göre çalıp söylemeyi düşünüyorum.
STÜDYO İMGE: Yaşasın Bülent Şemiler! Yaşasın Emlak Bankası’nın 92’li sloganı!
CEM KARACA: …
STÜDYO İMGE: Geçelim istersen. Bülent Ortaçgil’e meselâ… Fenomen bir yanı olan Bülent Ortaçgil’e…
CEM KARACA: O, Bob Dylan ayarında bir çocuk olurdu başka bir memlekette. Ama bu memlekette hayır.
STÜDYO İMGE: Onu da geçtik. Dergimizi yeniden çıkarıyoruz. Söyleyeceğin özel bir şey var mı?
CEM KARACA: Özel haber şu: “Cem Karaca-Dervişan” yeniden kuruluyor. Yani Cem, Uğur Dikmen, Sefa Ulaştır, Murat Töz…
STÜDYO İMGE: İlk biz mi yazacağız?
CEM KARACA: İlk sizsiniz.
STÜDYO İMGE: O zaman yeni şeyler de var…
CEM KARACA: Biz değişik şeyler olsun istiyoruz. Mesela, “Şeyh Bedreddin Destanı”nı alıp yedi sekiz kişiyle; koreografisiyle, pantomimiyle, müziğiyle yorumlamak gibi.
STÜDYO İMGE: Yeni şeyler derken, yeni şeyleri yakalamayı mı kastediyorsun?
CEM KARACA: Yakalamak için yeni insanlar, yeni yöntemler gerekir.
STÜDYO İMGE: Haklısın.
CEM KARACA: Yeniyi yakalarken de ısırgan olmak lazım. İnsanlar biraz taciz edilmeli. N’olur siz de taciz edin insanları. İnsanlar sizin dergiyi okurlarken rahat hissetmesinler kendilerini. Değişimlere karşı sorumlu hissetsinler kendilerini.
STÜDYO İMGE: Eski Cem ile yeni yöntemler arayan Cem’in ortak paydası var mı?
CEM KARACA: Hep kahır var…
STÜDYO İMGE: Senin ikna edemeyeceğin bir de ekip var…
CEM KARACA: Hiç umurumda değil. O insanlar bana komik geliyor.
Fotoğraflar: Merih Akoğul-1989
NOT: Cem Karaca’nın ölüm yıl dönümü sebebi ile ufak bir yazı dizisi hazırladık.
