
KADINLARIN DAVUL GÜCÜ
VURUŞLARIYLA, SAHNEYİ ve RİTMİ ELE GEÇİRECEK
Meral Akman • 27/01/2026
Davulun gücünü, enerjisini ve birleştirici ritmini merkeze alan bu etkinlik, sahnede kadınların vuruşlarıyla hayat bulacak. Farklı tarzlardan Kadın bateristlerin aynı ritimde buluştuğu bu gece, Rock dinlemekten öte birlikte hissetmeye çağıran kolektif bir deneyim vaat ediyor.
Rock müziğin ritmik omurgasını Kadın gözüyle görünür kılmayı amaçlayan bu etkinlik, davulu yalnızca bir enstrüman değil, bedensel ifade, güç ve kolektif üretim alanı olarak ele alıyor. Türkiye’nin farklı sahnelerinden Kadın bateristleri bir araya getiren bu buluşma, Rock’ın erkek merkezli anlatısının ötesine geçerek ritmin çok sesli ve kapsayıcı potansiyeline işaret ediyor. Bu davet, müziği dinlemekten çok birlikte hissetmeye, ritmi bedende ve mekânda paylaşmaya çağırıyor.

ROCK MÜZİĞİN OMURGASI: DAVUL, BATERİST VE RİTMİN İKTİDARI
Rock müzik çoğu zaman gitar riff’leri, karizmatik vokaller ya da sahne performansları üzerinden tanımlanır. Fakat şunu unutuyoruz, sağlam bir Rock albümü ya da konseri hep davul ile başlar, davulun sesi bizi müziğe doğru çeker. Müziğin asıl taşıyıcı gücü, çoğu zaman sahnenin arka planında konumlanan ama müziğin yönünü belirleyen davuldur. Davul, Rock müzikte yalnızca ritmi tutan bir enstrüman değil, müziğin temposunu, gerilimini, hatta karakterini belirleyen yapısal bir unsurdur. Bu nedenle baterist, grubun görünmez mimarıdır ve bas gitariste ters ters bakabilen tek grup elemanıdır. (Misal Nick Mason)
Rock müziğin Rock’n Roll olduğu dönemlerinde davul, Blues ve Caz kökenli bir “zaman tutma” işlevi üstlenirken, 1960’lardan itibaren bu rol genişlemiş, bateristler müziğin anlatısını şekillendiren aktörlere dönüşmüştür. Ringo Starr’ın zerafeti, Keith Moon’un taşkınlığı, John Bonham’ın atakları, Ginger Baker’ın caz kökenli karmaşık yapıları ya da Neil Peart’ün Rock içindeki söz yazarı ve besteci kimliği, davulun Rock müzikte ne kadar merkezi bir ifade aracına dönüştüğünü gösterir.

Davul, Rock müzikte çoğu zaman bir “bedensel deneyim” yaratır: Dinleyici ritmi yalnızca işitmez, karnında, omurgasında, kalbinde bedenini harekete geçiren bir güç gibi hisseder. Bu fiziksel etki, davulu aynı zamanda güç, dayanıklılık ve “erkeklik” gibi kültürel kodlarla ilişkilendirmiştir. İşte tam da bu noktada, kadın bateristlerin görünmezliği tarihsel bir mesele hâline gelir.
Uzun yıllar boyunca bateri, Rock müzikte “erkek enstrümanı” olarak kodlanmıştır. Bunun nedeni teknik zorluktan çok, toplumsal kabullerdir. Oysa Rock tarihine bakıldığında, bu kabulleri erken dönemlerden itibaren sarsan kadın bateristler vardır. Büyük ihtimalle ilk kadın baterist Viola Schmitz kurduğu kadınlardan oluşan swing grubuyla bu yolu açmış, Maureen “Moe” Tucker (The Velvet Underground), davulu minimalist ama devrimci bir biçimde kullanarak Rock estetiğini dönüştürmüş, Sheila E., Funk ve Rock arasında köprü kurarak bateristin aynı zamanda bir sahne yıldızı olabileceğini göstermiştir. Sonraki yıllarda Cindy Blackman Santana (Santana grubunun davulcusu ve yüce Carlos Santana’nın öbür yarısı), Karen Carpenter (The Carpenters), Meg White (The White Stripes) ya da Janet Weiss (Quasi) gibi isimler, baterinin yalnızca “güç” değil, ifade, boşluk ve denge meselesi olduğunu ortaya koymuştur.


Kadın bateristler, Rock müziğe yalnızca “kadın varlığı” eklememiş, ritmin dilini, dinamiklerini ve estetiğini de dönüştürmüştür. Bu dönüşüm, özellikle Alternatif Rock, Punk ve İndie sahnelerinde daha görünür hâle gelmiştir.
TÜRKİYE’DE KADIN BATERİSTLER: SESSİZCE AÇILAN BİR ALAN
Türkiye’de de Rock müzik sahnesi, uzun süre erkek egemen bir yapı göstermiştir. Ancak son yıllarda kadın müzisyenlerin artan görünürlüğüyle birlikte bateri de bu dönüşümden payını almıştır. Özellikle Alternatif Rock, Metal ve Progresif sahnelerde kadın bateristlerin varlığı hem teknik yetkinlik hem de sahne duruşu açısından dikkat çekicidir.

Türkiye’de kadın bateristler çoğu zaman yalnızca bir grubun “istisnası” olarak değil, müziğin asli kurucu unsurları olarak konumlanmaya başlamıştır. Sosyal medyada, sanırım bir reklam sloganı olarak kullanılan bir tabire rastladım “kadın baterist değil, yetenekli baterist”. Bence “kadın müzisyen” tabirine çok yakışan bir önerme. Kadın bateristlerin sahnede görünür olması, yalnızca cinsiyet temsili açısından değil, Rock müziğin ifade alanının genişlemesi açısından da belirleyicidir.
Rock müziği erkek egemenliğinden kurtaran kadın sanatçılar, neyse ki, artık bir elin parmakları kadar değil. Bunlara kadın davulcular da dahil. Ringo Jets’den Lale Kardeş, Kırmızı’dan Aslı Polat, Bensu Kos, adını önümüzdeki hafta daha çok anacağımız Leyan Senay, üstelik kadın eli değmiş davullar Rock ile de sınırlı değil, Caz dünyasında da Canan Aykent ve Nihal Saruhanlı gibi muazzam davulcular var. Üstelik bunlar sadece davulun arkasında oturmakla kalmıyor, anlatıyor, öğretiyor, destekliyor ve ilerlemeleri için genç kadınlarımızı teşvik ediyorlar.


Bu harika kadınların içinde Leyan Senay adını daha çok anacağız dedik, çünkü Leyan’ın ön ayak olduğu, ülkemizin vurucu gücü olan davulcu kadınlarımız 29 Ocak 2026 tarihinde She Rocks etkinliğinde bir araya gelecek, ritmi kulaklarımızda ve bütün bedenimizde hissettirecekler.
Bu harika organizasyona katılan herkes Rock müziğin ve kadınların gücünü, direncini ve vuruşlarını uzun süre konuşacak.
ETKİNLİĞE BİRBİRİNDEN DEĞERLİ 15 DAVULCU KATILACAK.
Duru Girasunlar, Rozalin Tekin, Sude Duman, Pınar Yavuz, Deniz Şengezer, Öykü Dinçman, Nisanur Seyyit, Gözde Şahsıvar, Nil Savaş, Betül Yazıcı, Sıla Şahingöz, Aylin Eldeniz, Zeynep Kuru, Tuna İlgazi, Azra İçöz,

Zilleri, kickleri ve tomlarıyla kulaklarımızın pasını giderecek, midemizde kelebekler uçuşturacak ve ritme doymamızı sağlayacaklar.
Stüdyoİmge ekibi orada olacak, görüşmek üzere.

