
ALMANYA “GURBET”İNDE
DUMAN
19 Aralık Münih Muffathalle
Mine Omurtak Önduygu • Aylin Alsan • Bade Önduygu • 07/01/2026
Duman, Münih’te yalnızca bir konser vermedi; gurbet, kuşaklar ve hatıralar arasında ortak bir ses yarattı. Almanya’da büyüyen dinleyicilerle Türkiye’den taşınan şarkılar, bu gecede müziğin aidiyet kurma gücünü bir kez daha hatırlattı.
Münih’te gerçekleşen Duman konseri, müziğin diaspora bağlamında nasıl bir kültürel aktarım ve kimlik üretim aracı işlevi gördüğünü görünür kılıyor. Göçmen kuşaklar arasında dolaşan şarkılar, bireysel nostaljiden çok kolektif hafızayı yeniden kuran bir pratik olarak okunuyor. Mine Omurtak Önduygu, Aylin Alsan ve Bade Önduygu; seyirci profili, dil kırılmaları ve mekânsal deneyim üzerinden müziğin rolünü ele alıyor.
Mine Omurtak Önduygu
BİRLİKTE ÇALMAYI DA SEYİRCİLERİNİ DE ÇOK SEVİYORLAR
Duman’ı ilk kez bir yılbaşı partisinde dinledim, ikinci albümleri yeni çıkmıştı. O zamandan beri en sevdiğim gruplardan biri. İtiraf etmeliyim ki ergen kızların çığlıklarıyla konser izlemekten hoşlanmadığımdan, daha önce Duman konserine gitmedim. Ama hayat bu, yapmam dediğin her şeyi en az bir kere gönüllü olarak yapıyorsun. Ben de yanımda 2 tane 17 yaşında genç kızla hem de şehirlerarası yolculukla Nürnberg’ten trenle Münih konserine gittim.

Yola çıkmadan sevgili editörümüz Levent Erseven ile görüntülü görüşmemizi yaptık. Hem konseri yazacağız hem kimler gelmiş konsere, seyirci neye benziyor anlamaya çalışacağız, gazımızı aldık yola çıktık. 17liklerden biri kızım diğeri de Duman’ı bu konser vesilesiyle tanıyan arkadaşımın kızı – kızımın arkadaşı. En çok onların izlenimlerini merak ediyorum yalan yok.
Yirmi beş yılda geldiğim noktaya bak, ‘’Ay aman otururum evimde CD’den, Spotify’dan rahat rahat dinlerim’’den, “Münih’e geliyorlar, mutlaka gidelim kızlar’’a getiren göçmek mi annelik mi ya da dümdüz Istanbul hasreti mi bilemiyorum. Neticede taktım kızları koluma, düştük yola. Konser öncesi hatırlı bir tanıdık vasıtasıyla Batuhan Mutlugil’le ayaküstü iki dakika geçirip fotoğraf çektirdik. Bu fotoğrafı yazıda neden kullanamayacağım ayrı bir yazı konusu olur, aşağıdakilerle idare edin…
Kısaca Almanya turnesi ve seyircisi hakkındaki düşüncelerini sorduğumuzda, “Biz çıkar çalarız, öyle seyirci ayırmıyoruz pek” dedi, “kimin geldiğini bulmak da sizin işiniz değil mi?” deyip bizi gönderdi. Konser salonuna girdiğimizde kızlar seyircilerle kısa söyleşiler yaptılar. Seyirci profilinin beni çok şaşırttığını belirtmeden geçemeyeceğim, ben Münih civarında üniversite okumaya gelmiş beyaz yaka çocuklarını beklerken salonun büyük çoğunluğu Almanya’da doğmuş büyümüş, 2. ve 3. nesil göçmenlerdi. Hatta başka ülkelerden gelenler vardı.
Saatler biletin üzerinde yazan konser başlama saatine yani 20.30’a yaklaşırken seyirci huzursuzlanmaya başladı. Salona torpilli olarak yan kapıdan girdiğimizden, sahnenin sağ tarafına konuşlandık, annelerini de konsere sürüklemiş genç kızlarla birlikte beklemeye başladık. Çaktırmadan diğer annelerle kendimi kıyaslayarak, varoluşsal düşünce sarmallarına dalmak üzereydim ki,“Siz Türkiye Türkçesi konuşuyorsunuz çok belli oluyor” dedi birisi. ‘Educated migration-eğitimli göç’ dedikleri, 2.göç dalgasının kibirli bir üyesi olarak, kırık Almancı Türkçesi diye biraz da küçümsediğim dilin bu insanların gerçeği olduğu ve adının da pekala ‘’Almanya Türkçesi’’ olabileceğinin orada farkına vardım. Ben sosyolojik tespitlerden felsefi sorgulamalara savrulurken saat 20.30’u geçti ve Duman sahneye çıktı; Anılar yüreğimi yaralar…

Kaan, başında şapkası kat kat giyinip gelmiş, Batuhan iman tahtasındaki dövmeyi açıkta bırakan bir gömlek tercih etmiş, davulda Doğaç Titiz çok havalı bir gözlükle yerini almış, Ari ise bir istikrar abidesi olarak her zamanki siyah uzun kollu tişörtüyle sahnedeydi. Ari Barokas, bana hep Duman’dan önce de sanki Duman’da bas çalıyormuş gibi gelmiştir, sanki şarkıların kaybolmamasını ve aynı güzellikte çalınmaya devam etmesini sağlayan kadim bir bilgiye sahip gibi. İkinci şarkıya başlarken ceket çıktı ve Kaan’ın meşhur Guns’N’Roses tişörtünü gördük. İronik bir şekilde konser öncesi ne bir tişört ne de plak satışı vardı, oysa biz de dahil olmak üzere etrafımızdaki herkes birbirine tişört sorup duruyordu. Sıra “Kufi”ye geldiğinde artık Kaan’ın sesini duyamadık, sanki konsere değil bir araya gelip “Kufi” söylemeye gelmiş gibiydi seyirci. Hatta şarkı bitiminde, bir daha diye tutturdular, bıraksan sabaha kadar Münih semaları elleri havada Kufi kafada diye inleyecek. Ama grup seyirciyi inanılmaz iyi yönettiğinden bu talep fazla yükselmeden bir diğer şarkıya geçildi.

Konser sonrası grupla ilgili ne söylersin deseniz, birlikte çalmayı çok seviyorlar derim, ikinci söyleyeceğim şey ise seyircilerini çok seviyorlar olur. Hele baterinin önünde buluşup yüzlerini birbirlerine dönüp çaldıkları anlar sanki bir ayine şahitlik etmek gibiydi. Kaan’la Batu’nun sırtı sırta verip gitar solosuna başladığı her seferde iPhonelar kayda başlıyordu. Bu kaydetme işine hala alışamadım ama evde deneyimleyebileceğiniz bir şey değil bu, o nedenle insanları cep telefonlarına sarılmaya iten güdüyü anlayabiliyorum.

“Seni Kendime Sakladım” albümünün bendeki yeri ayrıdır. Güzel bir Bozcaada tatilini hatırlatır. ‘’Aman Aman’’ çalmaya başladıklarında, çok sıcak bir günde Ayazma’da denize bakarken buldum kendimi. Şarkının sözleri aslında bugünüme, elli yaşındaki halime yazılmış geldi, “Bilmeden boşuna atıp tutarsın, su gibi akıp gider zaman’’. Bunları düşünürken tam önümde bağıra bağıra şarkıyı söyleyen genç kıza baktım, ‘’bir kızım var, on yedi yaşında ve onunla konsere geldim’‘’, çok acayip bir şey bu, Ayazma’da oturup bira içip denize doğru bakarken söyleseler inanmazdım. Zaman su gibi akıp geçiyor gerçekten.
“Bir de gurbet yarası var hepsinden derin
Söyleyin memleketten bir haber mi var?”
Konser boyunca ne lazımsa çaldılar diyebilirim, fazlası var eksiği yok. Konser klasiği ‘’Gurbet’’ Münih konserinde başka bir anlam kazandı ama tek bir ağızdan Eski Köprünün Altında söyleyen seyirci, hangi köprüyü düşündü ne anladı bilinmez. Bis’ten sonra bizi üzmeyip hemen geri gelen grup 3 şarkı daha çaldı.
Üçüncü şarkının sonunda Nürnberg’e dönüş trenimiz balkabağına dönüşmesin diye grubun seyirci ile devam eden ilişkisini gözlemleyemeden salonu terk etmek zorunda kaldık. Dönüş yolculuğunun sürprizi ise trene yetişmek için bindiğimiz taksinin şoförü Baba Zula hayranı Sırrı oldu.
Eve bensiz Rock konseri planları yapan iki genç kızla döndüm. Muffethalle’de bıraktığım önyargılar, kafamda 2-3 gün daha gezen Duman şarkıları ve seyircinin muhteşemliği konserden bana kalanlar.. Grubun performansına diyecek hiç bir şey yok, objektif de olamam bu konuda ama seyircinin performansı müthişti. Duman Almanya turnesinin biletleri konser gününden çok önce tükeniyor, iyi müziğin ‘Almanya Türkleri’nde bir karşılığı var. Bu seyirci daha fazlasını hak ediyor kesinlikle, Bir Türk Rock festivali mi olur, daha çok grubun gelip konser vermesi mi bilemiyorum, Türkiye’de neler olup bittiğini, müziği takip eden genç ve dinamik seyirciyi es geçmemek lazım.
DUMAN’I CANLI IZLEMEK BAKIŞ AÇIMI DEĞIŞTIRDI
Aylin Alsan
Bu konserden önce Türk Rock müziği benim neredeyse hiç radarımda değildi. Zaman zaman Rock müziğe kulak vermiştim ama beni gerçekten içine çekecek ya da daha derinlemesine keşfetmeye itecek kadar güçlü hissettirmemişti. Duman’ı canlı izledikten sonra bu durum değişti.
Abartmak istemem ama bu konser bakış açımı tamamen değiştirdi. Sahne duruşu, canlı bir performansın tartışmasız en önemli unsurlarından biri. Bir grubun tutkusu somut bir şekilde hissedilebildiğinde, dinleyici müzisyenlerin yaptıkları işi ne kadar sevdiklerini gerçekten duyumsadığında, deneyimin etkisi katlanarak artıyor. Duman bu konuda fazlasıyla başarılıydı. Sahneye çıktıkları andan itibaren ve performans boyunca seyirciyi içine çekmeyi başardılar ve herkesi bu deneyimin bir parçası gibi hissettirdiler. Etraflarını saran, kelime bulmak zor ama inkâr edilemez bir aura vardı. Bu aura samimiyetlerini ve müziklerine olan bağlılıklarını yansıtıyordu.

Sahne duruşlarına ek olarak sahne tasarımları da performansı bir üst seviyeye taşıdı. Işıklar ve projeksiyonla yansıtılan görseller büyük bir özenle hazırlanmıştı. Arka plandaki Saykodelik imgeler sahneyi tamamen kaplıyordu. Bir izleyici olarak bu, sıradan bir konser izlemekten çok yaşayan ve nefes alan bir müzik videosunun içine girmek gibiydi. Görseller müzikle kusursuz bir uyum içindeydi ve her şarkının duygusal etkisini daha da güçlendiriyordu.
Konser başlamadan kısa bir süre önce Almanya’daki Duman konserlerine kimlerin geldiğini daha iyi anlayabilmek için arkadaşımla birlikte seyircilerden bazılarıyla röportaj yaptık. Yaşlarını, nereden geldiklerini ve Duman’ı nasıl keşfettiklerini sorduk. Katılımcıların çoğu yirmili yaşlarının sonları ile otuzlu yaşlarının başlarındaydı. Bununla birlikte dikkat çekici sayıda genç de vardı. Beni en çok şaşırtan şey pek çoğunun ikinci nesil göçmen olması ve Duman’ı ebeveynleri aracılığıyla tanımış olmalarıydı. Bir kişi bize şöyle dedi. “Onları zaten bilirsin. Küçüklüğümden beri dinliyorum, ailem sayesinde”. Bu sözler o kadar doğal bir şekilde söylendi ki Duman’ı dinlemek bir tercihten çok nesilden nesile aktarılan bir gelenek gibiydi. Bu süreklilik ve aile duygusu kalabalığın içinde açıkça hissediliyordu.
Grup çalmaya başladığında seyirci her şarkıya eşlik etti. Gerçi bağırarak söylemek daha doğru bir tanım olabilir. Ortam son derece kolektif ve neredeyse ailesel bir his veriyordu. Sanki mekândaki herkes ortak anılar, kökler ve memleketlerinden gelen müziğe duydukları sevgiyle birbirine bağlıydı. O birkaç saat boyunca konser alanı ortak bir kutlama alanına dönüştü.
BİR AN KENDİMİ İSTANBUL’DAYMIŞIM GİBİ HİSSEDİYORUM
Bade Önduygu
Münih’te Muffathalle’nin önünde yüzlerce siyah paltolu insan sıra olmuş heyecanla bekliyorlar, arkalarındaki duvara konser afişleri asılmış. İnsan bir Duman posteri görmeyi de bekliyor tabi ama sadece alman underground şarkıcıları ve grupları var.
Konser salonunda arkaya doğru bir bar var, karşı tarafta da sahne. Ben sahneye yakınım. İnsanlar salona doldukça aksanlı Türkçe ve de Almanca birbirine karışıyor, yeni bir dil oluşuyor. Tam arkamda bekleyen otuzlu yaşlarında iki kız kardeşle konuşuyorum, biraz da etrafımdakilerle röportaj yapıyorum. Çoğu Türkiye’de doğmamış, Duman’ı ailelerinden tanıyorlar. Saat 20:30, gelmeleri lazım artık, insanlar bağırmaya başlıyor. Yanımdaki kadın grubu sahneye atılırcasına ‘Kaan Abi’, ‘Batuhan Abi’ diye bağırıyor, insanlar sabırsız. Sonunda sahneyi kaplayan dumanın içinden bizim beklediğimiz Duman çıkıyor.

Şarkıdan şarkıya çığlıklarla koşturuyoruz. Sesler sadece ağızlardan değil, duvarların çatlaklarından da yükseliyor. Bir an kendimi İstanbul’daymışım gibi hissediyorum, tam da sıra İstanbul şarkısına geliyor. Aklım, Duman’ı ilk dinlediğim zamanlara gidiyor. Aman Aman, Kadıköy’deki evimizde akşam yemeğine eşlik ediyor, Senden Daha Güzel okul servisinde Fatih’in sokaklarında kulağımı dolduruyor.
Son şarkıda tutulan nefesler sahneyi kaplıyor, konser çıkışı kulağımda yankılanan bir boşluk.
SEYİRCİ SÖYLEŞİLERİ
Münih Muffathalle
Aylin ve Bade ikilisi olarak gelen seyirciye ayaküstü minik sorular sorduk. Çünkü seyircinin profilini anlamaya çalışıyorduk. Tabii birde Levent abi de bizim için iyi bir müzik yazarlığı denemesi olduğunu söylemişti. Ama öncelikle şunu söyleyelim ki röportajlarda aldığımız cevapları olduğu gibi yazsak büyük ihtimalle anlamanızsınız. Almanya’da yaşayan genç kuşak Türkler, Almanca/Türkçe karışımı bir dil yaratmışlar kendilerine. Biz yakın zamanda buraya geldiğimiz için yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Sonuçta aşağıdaki, cevaplar çevrilmiş cevaplar.

—Stüdyoİmge Müzik Dergisi için küçük bir söyleşi yapabilir miyiz? Konsere nereden geldiniz? Duman’la nasıl tanıştınız?
—Münih yakınlarında oturuyorum. Küçüklüğümden beri Duman dinliyorum. Genel olarak Türk Rock müziğini çoğunlukla dinliyoruz. (Yaş: 27)
—Almanya’da doğdum, Münih’te yaşıyorum. Babam hep Rock dinliyordu, babam sayesinde Duman dinlemeye başladım. (Yaş: 18 ve 21)
—Avusturya’da doğdum, konser için geldik. Ailem Duman dinliyor, onlar sayesinde tanıştım .(Yaş:17 ve 18)
—Burada doğdum büyüdüm, Duman’ı babamdan biliyorum. (Yaş 24)
—Istanbul’da doğdum, Amerika’dan geliyorum. Bizim gençliğimiz Duman’la geçti. (Yaş 45)
—Nürnberg’ten geliyoruz. Eski sevgilim sayesinde tanıdım, arkadaşlarım da dinliyordu. (Yaş:33)
—Avusturya’dan geliyorum, YouTube’tan tanıdım. (Yaş:28)
—Almanya’da doğdum, ilkokulu Türkiye’de okudum, burada yaşıyorum. 25 yıldır dinliyorum. (Yaş:46)
—Avusturya’dan geliyorum, çocukluğumdan beri biliyorum Duman’ı. (Yaş:21)
—Burada doğdum, Spotify’da dinlemeye başladım. (Yaş 30)

